HPV (Human Papilloma Virus), günümüzde 200’den fazla tipi tanımlanmış, çoğunlukla cinsel yolla bulaşan ve toplumda son derece yaygın görülen bir DNA virüsüdür. Cinsel olarak aktif kadınların yaklaşık %75–80’inde yaşamlarının herhangi bir döneminde HPV ile karşılaşma saptanmaktadır. HPV enfeksiyonları, kadın sağlığı açısından özellikle rahim ağzı (serviks) kanseri ile olan güçlü ilişkisi nedeniyle klinik açıdan büyük önem taşır.
HPV enfeksiyonlarının tamamı kanserle sonuçlanmaz. Enfekte bireylerin büyük bir kısmında virüs, bağışıklık sistemi tarafından belirti vermeden elimine edilir. Bununla birlikte, bazı HPV tiplerinin kalıcı enfeksiyon oluşturması durumunda, servikal epitelde zaman içerisinde hücresel değişiklikler gelişebilir ve bu süreç tedavi edilmediğinde invaziv kansere kadar ilerleyebilir. Bu nedenle HPV enfeksiyonlarının doğru şekilde tanımlanması, izlenmesi ve gerekli durumlarda tedavi edilmesi kritik öneme sahiptir.
HPV, deri ve mukozal yüzeyleri enfekte eden bir virüstür. Bugüne kadar tanımlanmış 200’ün üzerinde tipi bulunmaktadır. Bu tiplerin büyük bir bölümü klinik olarak önemsizdir; ancak belirli alt gruplar ciddi patolojilere yol açabilmektedir. Virüs esas olarak vajinal, anal ve oral cinsel temas yoluyla bulaşır. Bulaşmanın %99’a yakın kısmı bu yollarla gerçekleşmektedir.
HPV’nin klinik öneminin temel nedeni, rahim ağzı kanserinin neredeyse tamamından sorumlu olmasıdır. Bunun yanı sıra vulva, vajina, penis, anüs ve baş-boyun bölgesi kanserleri ile de ilişkili olduğu bilinmektedir. HPV enfeksiyonlarının çoğu asemptomatik seyretmekte ve bireyler enfekte olduklarının farkına varmamaktadır.
HPV tipleri klinik etkilerine göre düşük riskli ve yüksek riskli olmak üzere iki ana gruba ayrılır:
HPV tip 6 ve 11 başta olmak üzere bu gruptaki virüsler, genellikle genital siğillere (kondilom) neden olur. Genital siğiller kadın ve erkeklerde görülebilir, fiziksel ve psikolojik rahatsızlık yaratabilir ancak kanser gelişimi ile ilişkili değildir.
HPV tip 16 ve 18 başta olmak üzere yaklaşık 14–15 tip onkojenik özellik taşır. Bu tipler rahim ağzında CIN I, CIN II ve CIN III olarak adlandırılan kanser öncüsü lezyonlara ve tedavi edilmediği takdirde serviks kanserine yol açabilir.
HPV ile ilişkili olduğu bilinen diğer maligniteler arasında vulva kanseri, vajina kanseri, penis kanseri, anal kanal kanseri ve baş-boyun bölgesi kanserleri yer alır. Prostat, mesane ve akciğer kanserleri ile olan ilişkisi ise halen araştırılmakta olup kesinlik kazanmamıştır.
HPV enfeksiyonu ile kanser gelişimi arasında uzun bir zaman dilimi vardır. Virüsün rahim ağzı epitelinde oluşturduğu değişiklikler aşamalı olarak ilerler:
HPV enfeksiyonunun yerleşmesi
Hafif hücresel değişiklikler (CIN I)
Orta dereceli displazi (CIN II)
Ağır displazi (CIN III)
İnvaziv serviks kanseri
Bu süreç çoğu zaman 10–15 yıl gibi uzun bir zaman alır. Smear testi, HPV DNA testi, kolposkopi ve biyopsi gibi yöntemlerle bu değişiklikler erken aşamada saptanabilir. CIN II ve CIN III evresinde uygulanan girişimsel tedaviler ile kanser gelişimi büyük oranda engellenebilir.
HPV enfeksiyonundan korunmada birden fazla yaklaşım birlikte değerlendirilmelidir:
Tek eşli yaşam ve riskli cinsel davranışlardan kaçınma
Sigara kullanımının bırakılması
Kondom kullanımı (tam koruma sağlamamakla birlikte bulaş riskini azaltır)
HPV aşısı
HPV aşısı, yüksek riskli HPV tiplerine karşı en etkili korunma yöntemidir. Aşı, hem kadınlara hem erkeklere uygulanabilir ve en yüksek etkinliği cinsel aktivite başlamadan önce göstermektedir. Bununla birlikte, cinsel olarak aktif bireylerde de koruyucu etki sağlayabilir.
HPV enfeksiyonunun vücuttan temizlenmesinde bağışıklık sistemi belirleyici rol oynar. Özellikle lokal servikal bağışıklık mekanizmaları virüsün eliminasyonunda kritik öneme sahiptir. Organ nakli, HIV enfeksiyonu ve uzun süreli immün baskılanma durumlarında HPV enfeksiyonlarının kalıcı hale gelme riski artar.
Toplumda yaygın olan yanlış inanışların aksine, HPV pozitifliği tek başına genel bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmez. Bilimsel dayanağı olmayan ürünler veya yöntemlerle “HPV tedavisi” vaat edilmesi, tanı ve tedavide gecikmelere yol açabilmektedir.
HPV enfeksiyonunun ve yol açtığı hücresel değişikliklerin tanısında şu yöntemler kullanılır:
Smear (PAP smear) testi
HPV DNA testi
Kolposkopik değerlendirme
Servikal biyopsi
Bu yöntemler sayesinde hem HPV varlığı hem de kanser öncüsü lezyonlar erken evrede tespit edilebilir.
HPV’nin kendisine yönelik kesin bir antiviral tedavi bulunmamaktadır. Tedavi, virüsün yol açtığı klinik tablolara yöneliktir:
Genital siğiller: Kriyoterapi, lazer veya cerrahi eksizyon
CIN II–CIN III: LEEP veya konizasyon
İnvaziv kanser: Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi kombinasyonları
Erken tanı konulan olgularda uygulanan uygun tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesi önlenebilir.
HPV tanısı, bireylerde kaygı ve damgalanma hissine yol açabilir. Oysa HPV son derece yaygın bir enfeksiyondur ve çoğu zaman ciddi sonuçlara neden olmaz. Doğru bilgilendirme, düzenli takip ve uygun tıbbi yaklaşım ile bu sürecin güvenli şekilde yönetilmesi mümkündür.