Rahim kanseri, kadın genital sisteminde en sık karşılaşılan malignite türlerinden biri olarak klinik pratiğin önemli bir bölümünü oluşturur. Özellikle rahim iç tabakasından, yani endometriumdan köken alan tümörler, erken evrede saptandığında yüksek tedavi başarısı sunması nedeniyle dikkatle ele alınması gereken ciddi bir sağlık problemidir. Kadın sağlığını tehdit eden bu hastalık grubunun biyolojik davranışı, köken aldığı dokuya, histopatolojik alt tipe ve evreye göre değişkenlik gösterir.
Rahim kanseri; endometrium kanseri, serviks kanseri ve rahim sarkomları gibi farklı alt gruplardan oluşur. Her bir tümör tipi, farklı patofizyolojik mekanizmalara sahip olup tanı ve tedavi sürecinde multidisipliner ve bireyselleştirilmiş bir yaklaşım gerektirir. Bu metinde rahim kanserinin türleri, risk faktörleri, klinik bulguları, tanı yöntemleri ve güncel tedavi yaklaşımları akademik ve klinik çerçevede ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Rahim kanseri, rahmi oluşturan farklı anatomik yapılardan köken alabilen malign tümörleri tanımlar. En sık görülen formu endometrium kanseridir. Rahim anatomisi dikkate alındığında gelişebilecek başlıca kanser türleri şunlardır:
ENDOMETRİUM KANSERİ:
Rahim iç duvarından kaynaklanır ve rahim kanserlerinin büyük çoğunluğunu oluşturur.
SERVİKS KANSERİ:
Rahim ağzından köken alır ve büyük oranda HPV enfeksiyonu ile ilişkilidir.
RAHİM SARKOMLARI:
Rahim kas dokusundan (miyometrium) veya bağ dokusundan gelişen, nadir ancak agresif seyirli tümörlerdir.
Endometrium kanseri kendi içinde farklı histopatolojik alt tiplere ayrılır:
Endometrioid tip: En sık görülen ve genellikle erken evrede tanı alan formdur.
Seröz tip: Daha agresif seyirli olup ileri evrede saptanma eğilimindedir.
Berrak hücreli tip: Nadir görülür ve tedaviye yanıtı daha sınırlı olabilir.
Bu alt tiplerin biyolojik davranışları, nüks oranları ve tedavi algoritmaları birbirinden farklıdır.
Rahim kanseri sıklıkla menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar. Bununla birlikte olguların yaklaşık %5–6’sı 40 yaş altındaki kadınlarda görülebilir. Menopoz sonrası dönemde gelişen her türlü vajinal kanama, aksine kanıtlanana kadar malignite açısından değerlendirilmelidir.
Endometrium kanseri gelişiminde östrojen-progesteron dengesizliği temel rol oynar. Progesteronla dengelenmeyen uzun süreli östrojen maruziyeti endometrial hiperplaziye ve malign dönüşüme zemin hazırlar.
Başlıca hormonal risk faktörleri:
Doğum yapmamış olmak
Obezite
Diyabet ve insülin direnci
Östrojen salgılayan over tümörleri
Lynch II sendromu gibi herediter kanser sendromları rahim kanseri riskini belirgin şekilde artırır. Aile öyküsü bulunan bireylerde tarama ve izlem daha dikkatli yapılmalıdır.
Polikistik over sendromu (PCOS)
Tamoksifen kullanımı
Geç menopoz
Uzun süreli anovulasyon
Risk faktörleri kişiye özgüdür ve klinik değerlendirme bireysel olarak yapılmalıdır.
Rahim kanseri, erken belirti verme özelliği sayesinde sıklıkla erken evrede tanı alır. En sık karşılaşılan klinik bulgular şunlardır:
Menopoz sonrası vajinal kanama
Menopoz öncesi düzensiz veya aşırı kanamalar
Pelvik ağrı
Anormal vajinal akıntı
Menopoz sonrası dönemde görülen tek bir kanama atağı dahi ileri tetkik gerektirir.
Kesin tanı, endometriumdan alınan doku örneğinin histopatolojik incelemesi ile konur.
ENDOMETRİAL BİYOPSİ (KÜRTAJ):
Pipelle kanül ile yapılabilir, çoğu zaman anestezi gerektirmez.
HİSTEROSKOPİ:
Rahim içinin direkt görüş altında değerlendirilmesini sağlar.
GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ:
MR, BT ve PET-CT evreleme ve yayılım değerlendirmesinde kullanılır.
Endometrial kalınlaşma her zaman kanser anlamına gelmez. Değerlendirmede temel kriter klinik bulgulardır.
Menopoz sonrası kanama varsa, kalınlıktan bağımsız biyopsi gerekir.
Kanama yoksa sınır değerler tartışmalıdır.
Menopoz öncesi dönemde sabit bir eşik değer yoktur.
Ultrason tek başına tanı koydurucu değildir; biyopsi altın standarttır.
Temel tedavi yöntemi cerrahidir.
Total histerektomi
Gerekli durumlarda bilateral salpingo-ooferektomi
Lenf nodu değerlendirmesi
Cerrahi evreleme
Radyoterapi
Kemoterapi
Hormon tedavisi
Tedavi planı evre, histolojik tip ve hastanın genel durumuna göre belirlenir.
Doğurganlık isteği olan erken evre olgularda hormon tedavisi veya sınırlı cerrahi seçenekler dikkatle değerlendirilebilir. Bu yaklaşım sıkı takip gerektirir.
Erken evrede tanı alan hastalarda sağkalım oranları yüksektir. Düzenli takip, yaşam tarzı düzenlemeleri ve psikososyal destek tedavi sürecinin ayrılmaz parçasıdır.
(Bu bölümdeki tüm sorular ve yanıtlar teknik olarak korunmuş, anlatım dili akademik forma çekilmiştir.)